Anasayfa E-posta yollayın!! sindicaci;ón

Yoğun çalışma ve aktif dinlenme

Hepimizin işi gücü var, bazılarımızın hem işi gücü hem de aile gibi bakması gereken sorumlulukları var. Kendi çalışma vaktini günün hemen hepsine yayabilecek kadar şanslı olanlarımız da var. Sonucu yoğun ve çok çalışma. Projeler, dersler, rutin iş gerekleri, seyahat; hepsi günlerimizi dolduruyor. Uzun süre yoğun çalışma grafiği ancak ve ancak aktif dinlenme ve beyni belli sürelerde boşaltmayla mümkün oluyor benim için. Benim konularımda çalışan bir çok arkadaşım da benzer özellikleri gösteriyor. Bu uzun süreli ve yoğun çalışma temposu yalnız ilginç karakteristik özellikler gösteriyor. Sizin için de durum aynı mı merak ediyorum. Benim ve gözlemlediğim benzer insanların aylık çalışma gafiği yüzde yüz emin olmamakla birlikte (sadece gözlemlerime güvenerek) aşağıdaki bir grafik gösteriyor.

Her gün yapılacak rutin işler var. Bunlar günün 5-8 saatini alıyor. Normal dışı bir aktivitede ,örnek olarak projeler, sınavlar verilebilir, günler boyunca yoğun çalışma süresi hakim oluyor. Yukarıdaki rakamlar, kesintisiz çalışma süresi olarak değil, bir işe günde odaklanma saatleri olarak yorumlanmalı. Yani, kahve içip fiziki olarak dinlenirken bile beynin boş durması gerekmiyor. Yoğun geçen günlerden sonra direk olarak rutin iş seviyesine geri dönülüyor. Bir kaç gün dinlenilip tekrar yoğun çalışma temposuna fırlanıyor. Aslında günlük çalışma süresini neredeyse günün tamamına çıkarmak ne kadar mantıklı bilemiyorum. Fakat daha sonrası, bir dinlenme süresi, rutin işlere devam edip, gelmesi muhtemel işler hakkında hazırlık yapılma süresi bir kaç gün alıyor. Benim bu tarz çalışma metoduna tanımladığım isim: yoğun ama zevkli. Nedeni ise; günü nerdeyse tamamen işe ayırınca, aralarda küçük aktif dinlenme vakitleri ayırmak çok iyi geliyor. Beyin sürekli çalışıyor, bu aktif dinlenme sürelerinde düşündüğünüz diğer işler hakkında daha verimli kararlar alabiliyorsunuz. Sizin çalışma temponuz nasıl peki?

Bilgiselhayat'a hosgeldin, umarim yazilari severek okur ve onlardan faydalanabilirsiniz. Icerigi RSS olarak almak isterseniz lütfen buraya tiklayin. Ziyaretiniz için tesekkürler!

Yasadışı yazılım kullanmak sadece telif haklarına mı aykırı, ya güvenlik?

Ne yazık ki hemen hepimiz yasadışı yollardan programlar indirip kullanıyoruz yada geçmişte kullandık. Emule, torrent ve forum siteleri gibi kaynaklara giriyor, arıyor ve indirmeye başlıyoruz. Daha sonra da para vermemenin dayanılmaz keyfiyle onları kullanmaya başlıyoruz. Bunu yaparken indirdiğimiz web sitelerine yada forumlara hiç dikkat etmiyoruz, bir an önce indirmek ve kullanmak tek ve hızlı amacımız oluyor. Bütün bunlar telif haklarına aykırı, bu çok açık. Fakat aşırı şekilde aşağıdan aldığımız ve ihlal ettiğimiz önemli bir konu daha var: güvenlik.

Size çok basit ve bir çoğumuzun aslında ilk anda aklına gelmeyen bir örnek vermek istiyorum. Legal olarak satın almayıp, internetten indirdiğimiz her türlü program, film ve ya müzik, sadece vergisiz, yasadışı kullanım olarak düşünülmemeli. İnternet üzerinden yasal kaynaklar dışında indirilen herşey aslında içeriğini bilemeyeceğimiz (yani orjinaline benzeyen fakat değiştirilmiş olan) bir kopya olabilir. Örnek olarak; pdf dosyası olarak yasadışı bir siteden indirdiğiniz bir kitabın 125 ve 140. sayfaları arasındaki bölümün gerçekten o kitabın yazarı tarafından yazıldığından emin olabilir misiniz? Yasadışı dağıtımı yapan kişiler tarafından üzerinde oynama yapılmış olamaz mı? Hangi birimiz kaçak kopyaladığımız dosyaları orjinalleriyle karşılaştırıyoruz? Bu karşılaştırmayı yapmak, word yada pdf dosyaları için bir nebze kolay olsa da, yazılımların nasıl gerçekleriyle karşılaştırılacağından haberimiz var mı?

Devamını okuyun »

Gelecekte olası güvenlik kontrolleri ve sorumluluk

Filipinler’den uçağa binmişti ve dizüstü bilgisayarını çantasına koyup yanında taşıyordu. Yolculuğunun son noktası olan Los Angeles’a indiğinde güvenlik kontrolleri sırasında bilgisayarının açılması istendi; bilgisayar içindeki bilgiler araştırılacak ve kanunlara aykırı olan çocuk pornosu delilleri araştırılacaktı. Bu araştırmanın büyük bir sebebi adamın geldiği Filipinler’in seks turizmi ve çocuk pornosu konusunda şöhretinin yüksek olmasıydı. Bilgisayarın içindeki veriler taranmış ve adamın çocuk pornosu dosyaları taşıdığı anlaşılmıştı, yanında bilgisayar verisi dışında hiçbir kanunsuz madde taşımayan adam yetkililer tarafından tutuklanmıştı.

Yukarıdaki hikaye gerçek bir olaydan alıntı. Ülkemiz sınırları içindeki havaalanlarında, bekleme salonuna geçmeden önce bilgisayarların çalıştırılmasının istendiğini biliyorsunuz. Maddi güvenlik için gerekli olan bu kontrol bir adım daha yukarıya taşınıyor ve dünyanın (henüz ülkemizde olmasa bile) bir çok yerinde şüpheli görünen kişilerin bilgisayarlarında dosyalar taranıyor. Aslında bu tip bir taramanın üst-giysi ve çanta araması kavramından pek farkı yok. Suç unsurları hakkında şüphelenildiğinde güvenlik söz konusu oladuğu için kişisel gizlilik o kadar önem taşımıyor. Bilgisayarınız sizden bir süre için isteniyor ve hızlıca tarama başlatılıyor. Tarama süresi sırasında diskinizin en ince ayrıntısı başka bir diske de kopyalanabiliyor. Kişisel gizlilik unsurları doğal olarak ülke güvenliği söz konusu olduğunda bir anlam ifade etmiyor. İlk bakışta kişisel haklara saldırı gibi gelen kontrollerin, ülke güvenliği söz konusu olduğunda nasıl ikinci plana atılabileceğinin farkında olmalıyız.

Yukarıdaki gerçek hikayeden de görüleceği gibi, ülkelerin suç listelerindeki sıraları, vatandaşlarının olası şüpheli kavramına dahil edilmesini kolaylaştırıyor. İşin özeti; google üzerinde yapılan sex kelimesi aramalarında dünyada üçüncülüğe oynayan ülkemize ve sorumlulara duyurulur. Bir gün karınızı alıp işinizden güçlükle aldığınız bir haftalık izni yurtdışında geçirmek isterken sırf ülkenizin yasadışı unsurlara bulaştığından dolayı, uçaktan iner inmez bilgisayarınızı saatlerce havaalanında beklemeniz ve tatilinizin rezil olması olası bir gelecek tahmini. İşin diğer bir önemli noktası ise dünya artık bilişim konusunda inanılmaz önemli adımlar atarken, bizim en ufak bir planımız bile olmaması. Plan olmayınca hiçbir şey olmadığı gibi, aslında çok şey içeren bilişim alanındaki işlenen suçlar konusunda da doğal olarak hiçbir iyileşme gösteremiyoruz.

Kriptografi ve Kullanım Alanları -I

Hazır bu aralar internette güvenlik ve kişisel gizlilik konularına takılmışken, kriptografinin internet trafiğindeki ve haliyle farkında olmasak da günlük hayatımızda nasıl çalıştığını ve yer ettiğine bir bakalım. Genel hatlarıyla elle tutulur bir döküman oluşturmak hatrı sayılır bir vakit aldığından, “kriptografi ve kullanım alanları” yazı dizisinin ilk bölümünü sunmak istedim. İkinci ve son kısmı da birkaç gün içinde burda olacak.

Aşağıda yazıyı sayfa üzerinden pdf olarak okumanız için bir araç var (bu araçla dökümanı tam ekran okuyabilir ve kaydedebilirsiniz). Onun altına yazının orjinal halini de koydum. En son olarak da, bilgisayarına indirip okumayı tercih edecekler için pdf dosyasını koydum. Yazılarımdaki her türlü hata, gerek yazım hatası gerek konsept hatası olsun, için sizden gelecek önerilere şimdiden çok teşekkür ederim.

Read this doc on Scribd: Kriptografi ve Kull Alan I


Devamını okuyun »

Gelecek Google’ın mı yoksa StumbleUpon’ın arama modelinde mi?

Uzun süredir arama modelleriyle ilgili ayrıntıdan uzak düşüncelerle boğuşuyorum. Bildiğiniz gibi, dünyada aramaların çoğunluğu Google üzerinden yapılıyor. Google’ın arama mantığı basitçe; arama kriterlerine en yakın sonucu veren ve kullanıcılar tarafından arama kriterine göre en çok tercih edilen internet sitelerini ön plana çıkarmak. Her ne kadar sitelerin birbirlerine olan bağlantıları önemli olsa da, aramayı yapan kullanıcıların arama sonuçlarından yaptığı seçimler de büyük bir faktör.

StumbleUpon ise arama sonuçlarını tamamen kullanıcıların trendlerine göre yapılandıran bir sistem. Size iki seçenek sunuyor: birincisi stumbleupon tuşuna yada kategorilere basarak size en popüler sonuçları gösteriyor, ikincisi ve en önemlisi ise; stumbleupon üzerinde bir arama kriteri girdiğinizde, sonuçlar sadece stumbleupon yapısını oluşturan kullanıcıların eklediği (yani kullanıcıların favorileri olan) siteler arasından seçiliyor.

Aradaki farkı örneklersek; Google’ı içi kırmızı, yeşil ve sarı toplarla dolu olan bir torba olarak düşünün. Topların sayıları birbirine eşit olsun. Elinizi torbanın içine daldırdığınızda sadece sarı toplardan birini seçmek istediğinizi farzedin (burada sarı toplar sizin arama kriterinizin sonuçları olacak siteler, yani tam sizin aradığınızı gösterecek siteler oluyor). StumbleUpon da ise basit olarak bir torba yerine kırmızı toplar için ayrı sarı toplar için ayrı torbalar bulunuyor ve siz sarı topları aramak istediğinizde direk olarak sarı torbaya elinizi atıyorsunuz. Tabiki arada başka renkler torbalara karışıyor fakat en azından Google sistemindeki gibi bütün toplar aynı yerde toplanmıyor. Çok basitçede olsa sonuç: stumbleupon da aradığınıza uygun faydalı sonuç bulma ihtimaliniz daha fazla.

Bir süredir, Google arama mantığının, sonuçlar göz önüne alındığında kısıtlı süre içinde faydalı siteleri karşınıza getirme olasılığı konuşuluyor. Stumbleupon sistemi de daha efektif olarak gösteriliyor. Şahsen ben kendi aramalarımda ikiye bölünmiş durumdayım. Spesifik bilgi aramak istediğimde ilk önce Stumbleupon’da arıyorum. Çünkü aradığım konuda başka kullanıcıların favori siteleri olduğunu biliyorum ve direk faydalılığı bir nevi sorgulanmış siteler arasında arama yapıyorum. Genel aramalarımda ise Google’ı kullanmaya devam ediyorum. Google’ın bir kaç yıldır yaptığı bir çok ilerleme hep bu eksikliği kapatabilmek için aslında. Fakat arama sonuçlarının maddi gelir kaynağı olarak kullanılması (ilk listelenen sitelerin kullanıcıların çoğunu kapması) ve tutarlı sonuçlar dengesini kurabildiğini hala zannetmiyorum. Bu sistemler kuramayacak da.

Aranızda StumbleUpon nedir bilmeyen varsa hemen denemelerini öneririm. Belli konularda aramalarınızın hayatınızdan çaldığı zamanı önemli derecede kısaltacak, inanabilirsiniz. Aşağıda stumbleupon teknolojisinin nasıl çalıştığını gösteren bir diyagram var, inceleyin size de daha mantıklı gelmiyor mu?

Güvenlik ve kişisel bilgiler mi, pardon?

Arada düşünüyorum, şu Facebook’un bu kadar meşhur olup hayatımıza girmesi, güvenlik ve kişisel bilgilere olan duyarlılığımızı artırması bakımından iyi mi oldu acaba diye. Gerçi her zaman olduğu gibi, onları kaybettikten sonra düşünmeye başladık. Her gün elimizin altındaki elektronik cihazları kullanırken, ne kadar fazla bilgiyi başkalarına verdiğimizi düşünsenize. Cep operatörleri günün hangi dönemlerinde kimle ne kadar konuştuğunuzu, güzelim Google’da her arama sonrası gittiğiniz web sitesini, e-posta sitelerinde kime ne kadar sıklıkla posta yolladığınızı, sosyal platform sitelerinde nelerden hoşlandığınızı, kısacası nerdeyse bizimle ilgili her bilgiyi birileri bir yere kopyalıyor ve kullanıyor.

Zaman geçtikçe kişisel bilgilerin güvenliği daha da konuşulur hale gelecek emin olun. Bir kaç yıl içerisinde telefonlarımızın hemen hepsi kablosuz internete bağlanabilir hale gelecek, şehirlerdeki tüm sokaklardan sınırsızca internete bağlanabileceğiz, internet üzerinden yerlerimizi tespit edecek (ki şu an google maps üzerinden bunu yapmak mümkün) ve gideceğimiz restoranın yerini bulacağız (bu sırada nereye gideceğimiz bilgisinin kimlere geçeceğini şu an tahmin edemiyorum). Tabiki aldığımız bütün servislerin bir bedeli olacak. Bu bedel de bize kişisel reklam olarak dönecek tabiki. Bir önceki örnekten devam edersek; aynı sokağa bir sonraki girişimizde, etraftaki benzer restoran ve kafelerin reklamları cep telefonumuzun ya da bilgisayarımızın ekranına gelmiş olacak.

Ne kadar kaçmaya çalışırsanız çalışın, sistem bizi takip edecek. Çünkü bir kere kayıt oldunuz. Kaydımızı silmeye çalıştığımızda binbir zorlukla karşılacağız ve sonunda pes edeceğiz. Aslında yanımızdan ayırmadığımız o teknolojisi harikası telefonlar ve bilgisayarlar, bir nevi ensemizin arkasına yerleştirilmiş çipler haline gelecekler. Çip mi dedim. Sanırım bizim çocuklarımız bunları da görecek. Hepsine şimdiden sabır diliyorum.

Kitap kurtları için Shelfari.com

Hazır Facebook ortalıkta büyük abi edalarında gezinirken, daha yararlı mecralarda dolaşan sosyal sitelere de göz atmak boynumun borcu oldu. Shelfari.com kitap severlerin sosyal ağı olarak nitelendirilebilir. Sahip olduğunuz, okuduğunuz ya da okuyacağınız kitapları listenize ekliyorsunuz ve aynı kitaplarla ilgilenen kişi yada gruplara ulaşabiliyorsunuz. Daha da güzeli kitap almadan önce konuyla ilgili gruplardan ve ya direk olarak insanlardan yorum alabiliyorsunuz. Mesela aşağıda benim kitaplığımdan bir parça var:

Tabi Shelfari’de Facebook’taki kavramların hiçbiri yok. Eski sevgilinizin şu an hangi kitabı okuduğunu merak ediyorsanız, eh tam yeri sayılabilir. Fakat kesinlikle benim araştırdığım süre içinde hiç “Rakı masasında kitap okuyalım”, “Kitapları alıp suratlarımıza fırlatalım” gibi grup yada eklentilere rastlamadım :).

Bu arada bizde böyle bir sosyal site var mı? Yoksa çok büyük bir kitle benzer bir Türkçe site için hazır bulunuyordur eminim.

Wireless bulayım derken şehri keşfetmek

Bu haftasonu hayatımda hep görmek istediğim bir şehre seyahat etme imkanı buldum. Platonik olarak aşık olduğum şehre giderken, beynimin önemli bölümünü işgal etmiş olan interneti de beraberimde götürdüm elimde olmadan tabiki. Her an e-postaları kontrol etme isteği, şehirde bulunacak güzel yerlerin haritalarına bakma ve de birtakım önemli diğer işler, bu beynimin işgal edilmiş kısmını sürekli sıcak tutuyor. Şehri keşfetme isteği bile bu dürtüyü tam olarak yok edemiyor. Daha doğrusu edememiş. Bu malum teknolojiyi neden bu kadar hayatıma soktuğumu bilmiyorum, artık çıkarılmıyor da işin kötüsü. İşin iyisini de istiyor muyum bilmiyorum bu da doğru ya.

Gelelim internet bulma kısmına. Sizin için önemli gelir mi bilmiyorum ama bir kere internete girme fikri kafama girdiği için, güzelim şehrin enfes sokaklarında internete bağlanabileceğim bir hot spot noktası aradım sokak sokak. Bir saat kadar gezdikten sonra, interneti bulduğumda ilk bakacağım olan google maps’ten önce nerdeyse bütün sokaklarını gezdiğimi farkettim güzel şehrin. Ne güzelmiş aslında google maps öncesi hayat. Sora sora, baka baka dolaşmak.

İşin özü, internet hayatımıza öyle noktalardan giriyor ki, onu atmak hem imkansız hem de girdiği yerler insanlığın en köklü alışkanlıklarının tutulduğu yerler insan beyninde. Şehir maceram nasıl sonuçlandı diye sorarsanız; hayatımı geçireceğim şehri sonunda buldum, onu sevdim ona aşık oldum, onun da beni sevdiğini hissediyorum. Şehirlere bencil olmamak gerek. Sizin onu benimsemeniz kadar onun da sizi benimsemesi çok önemli. Görüşmek üzere arkadaşlar.


Sayfa 1 / 11123456»...Son »